Potasyum Nedir? Kullanım Alanlar Nelerdir?

Atom numarası 19 olan potasyum, latincede Kalyum’un ilk harfi olan K ile sembolize edilir. İlk olarak İngilizcesi potash olan kalya taşından sentezlendiği için potasyum ismini almıştır.
Elementer potasyum havada hızlıca oksitlenen ve su ile hızlıca reaksiyona giren, gümüşi beyaz renkli bir alkali metaldir. Sodyum ile kimyasal olarak birbirlerine yakın olduklarından dolayı, oluşturdukları tuzları eskiden farklandırılamamıştır. Doğada sadece iyonik tuzları halinde bulunan potasyum, deniz suyunda % 0.04 oranında bulunur ve birçok mineralin yapısında yer alır.
Potasyum evrende hafif atomların nükleosentezi ile oluşmuştur. Kararlı formu süpernova patlaması ile meydana gelmiştir. Doğada elementer düzeyde bulunmaz çünkü su ile hemen reaksiyona girer. Yerkabuğunun yaklaşık % 2.6 kadarı potasyumdur ve bu haliyle doğada en çok bulunan yedinci elementtir. Deniz suyundaki derişimi 0.39 g/L’dir. Ortoklaz (potasyum feldispat), kayaç formunda bulunan genel halidir.
Potasyum iyonları canlılar açısından çok önemlidir çünkü yaşayan her hücrenin yapısında bulunurlar. Potasyum iyon difüzyonu sinir iletişimi için anahtar mekanizmadır ve insanlar dahil tüm hayvanlarda potasyum eksikliği ciddi kalp fonksiyon bozukluklarına neden olur. Potasyum bitki hücrelerinde birikmektedir, bu nedenle taze meyve ve sebzeler iyi bir besin kaynağı olarak değerlendirilebilir. En çok bulunduğu gıdalar; maydanoz, kuru kayısı, çikolata, badem, fıstık, patates, muz, avokado, soya fasulyesi ve kepektir. Bunun dışında bir çok meyve ve sebze, et ve balıkta günlük ihtiyacı karşılayacak düzeyde potasyum bulunmaktadır.
Binde ikilik derişimi ile insan vücudunda en çok bulunan yedinci veya sekizinci elementtir. Bu derişim ortalama bir insan boyutuna realize edilirse vücut içinde bulunan miktarı yaklaşık 120 gram olur. Kalsiyum ve fosfor gibi temel minerallerin ardından vücut içindeki miktarı sülfür ve klor ile aynı düzeydedir.
Potasyum katyonları nöronların işlevini yerine getirmesi açısından çok önemlidir. Bunun yanında hücreler ile dokular arasındaki osmotik basıncın düzenlenmesinde temel rol oynar. Tadılarak anlaşılır bir yapısı vardır çünkü konsantrasyonuna bağlı olarak üç ya da dört farklı tat sensörünü tetikler. Seyreltik çözeltileri tatlı iken, yüksek konsantrasyonlu çözeltileri keskin tuzlu hissiyat verir.
Medikal açıdan genellikle diüretik (idrar sökücü) ilaçlarda vücuttaki sodyum miktarını azaltmak için kullanılır. Tedavi edici olan veya olmayan çeşitli varyasyonları bulunabilir. Potasyum klorür gibi potasyum tuzları suda iyi çözünür ancak yüksek konsantrasyonunun keskin tadı sıvı formülasyonlarını oluşturmayı güçleştirir. Tipik medikal doz aralığı günde 10 mmol (400 mg, yaklaşık bir bardak sütteki kadar) ile 20 mmol (800 mg) kadardır. Bunun dışında tablet veya kapsül şeklinde de bulunabilir. Bu formu genellikle mide veya bağırsakta hasar meydana getiren dokuların ortadan kaldırılması amacı ile kullanılır.

Aynı zamanda bitkiler için de vazgeçilmez bir element olduğu için gübre olarak zirai amaçlı sıkça kullanılır. Genellikle klorür (KCl), sülfat (K2SO4) veya nitrat (KNO3) formu gübre olarak tercih edilir. Küresel potasyum kimyasal ürünlerinin yaklaşık % 95 kadarı zirai gübre amaçlı üretilir ve bunun da % 90’lık kısmı potasyum klorürdür. Bitkilerdeki potasyum miktarı hasat sonrası % 0.5 ila % 2 arasında değişmektedir.
Endüstriyel olarak yukarıda belirttiğimiz gübreler ile birlikte yılda megatonlarca potasyum hidroksit (KOH), potasyum karbonat (K2CO3), potasyum permanganat (KMnO4), potasyum bromür (KBr) gibi formları da üretilmektedir. Potasyum hidroksit çok kuvvetli bir bazdır ve genel olarak endüstriyel temizleyicilerin üretiminde ve kuvvetli ve zayıf asitlerin nötralizasyonunda kullanılır.
Potasyum karbonat cam, sabun, televizyon, floresan lamba, tekstil boyaları ve pigmentlerinin üretiminde yer alır. Potasyum permanganat oksitleyici, beyazlatıcı ve saflaştırıcı bir bileşiktir ve tatlandırıcı olan sakkarin üretiminde kullanılır. Potasyum bromür de genel olarak fotoğrafçılıkta sedatif olarak kullanılmaktadır.

Bir ülkenin kalkınmasında sanayinin önemi nedir?

Hammaddelerin veya yarı işlenmiş maddelerin kullanıma hazır hale getirilmesine sanayi denir. Sanayi ülkelerin gelişmesinde önemli bir aşamadır. Çünkü gelişmiş ülkeler zenginliklerinin önemli bir kısmını sanayileşme ile sağlamışlardır.Sanayi 18. yüzyılın İkinci yarısından önce İngiltere’de daha sonra Batı Avrupa ülkeleri ve ABD’de gelişmiştir. Sanayinin gelişmesiyle el emeğinin yerini seri üretim yapan makineler almış, kısa zamanda mal üretilmiştir. Üretilen bu malların pazarlanması yeni bir zenginleşme süreci başlatmıştır. Günümüzde sanayi, ülkelerin ekonomisini yönlendiren başlıca sektör haline gelmiştir. Sanayi ülkelerinin doğal kaynaklarının değerlendirilmesi, çok sayıda insana iş imkanı sağlaması, üretim kapalı mekanlarda yapıldığı için iklim şartlarından etkilenmemesi, üretilen ürünlerin uzun ömürlü olması ve pazarlamaya yönelik olması nedeniyle önemli imkanlar sunmaktadır. Bir yerde sanayi tesislerinin kurulup gelişmesi çeşitli koşullara bağlıdır.

Yansıma kurallari nelerdir?

Yansıma kurallari nelerdir?


Yansıma Kanunları
1-Gelen ışın , normal ve yansıyan ışın aynı düzlemdedir.
2-Gelme açısı yansıma açısına eşittir.
3-Normal üzerinden gelen ışın kendi üzerinden yansır.
4-Bir düzlem aynaya gelen ışın,aynayla yaptığı açı kadar açı yaparak yansır
5-Bir düzlem aynaya gelen ışınla yansıyan ışın arasındaki açının yarısı gelme açısına veya 
yansıma açısına eşittir.
6-Gelme açısı ile,gelen ışının aynayla yaptığı açının toplamı,yansıma açısıyla yansıyan ışının 
aynayla yaptığı açının toplamı 90 derecedir.

Etil alkol ve laktik asit fermantasyonlarının teknolojide kullanım alanları

Etil alkol fermantasyonu, laktik asit fermantasyonu ve oksijenli solunumda ortak olarak gerçekleşen olaylar nelerdir?2 tip oksijensiz solunum vardır.

1) Etil Alkol Fermantasyonu

2)Laktik Asit Fermantasyonu 

EtilAlkol Fermantasyonu 
Bakteriler ve bazı mayalar tarafından gerçekleştirilir.Glikoz parçalandıktan sonra elde edilen pürivattan 1 CO2 çıkarak Asetaldehit oluşturularAsetaldehit NADH2 ile reaksiyona girerek onun Hidrojenlerini alır.Son ürün Etil Alkoldür.
Laktik Asit Fermantasyonu 
Çizgili kaslardaki hücreler yeterli oksijen bulamadığında, oksijensiz solunum gerçekleştirirler.Glikolizde oluşan pürivatlar mitokondriye geçemediğinden, glikolizde NAD’a verdiği hidrojenleri geri alarak laktik asite dönüşür.
Oksijenli Solunum 
Canlı hücrelerde karbonhidrat, yağ ve proteinlerin oksijen kullanarak parçalanması ve ATP sentezlenmesi olayıdır.Karbonhidratlar monosakkaritlere, yağlar yağ asitleri ve gliserole, proteinler aminoasitlere dönüştürüldükten sonra solunum tepkimelerine katılırlar.Oksijenli solunumun genel denklemi:Glikoz + 6 O2 6 CO2 + 6 H2O + 38 ATP şeklidedir

Oksijenli Solunum 3 Kademede Gerçekleşir 
Glikoliz EvresiKrebs DevriOksidatif Fosforilasyon Evresi (ETS)
A) Glikoliz Evresi 
Tıpkı oksijensiz solunumda olduğu gibidir.
B) Krebs Devri 
Ortamda O2 varsa pürivatlar mitokondriye geçer.Herbir pürivat molekülünden 1 mol CO2 ve 2 mol H ayrılır.2 C’lu bir molekül olan Aktif Asetik asit oluşur.Aktif Asetik asit 4 C’lu bir molekülle birleşerek 6 C’lu Sitrik asiti oluşturur.Sitrik asit 5 C’lu bir bileşiğe dönüşürken 1 CO2 oluşur.5 C’lu bileşikten 1 CO2 daha ayrılır ve 4 C hale gelir.En son 4 C’lu molekül bir kaç defa ortama H+ verdikten sonra tekrar 4 C’lu hale gelir.
C) Oksitatif Fosforilasyon (ETS) 
Glikoliz ve krebs devrinde hazırlanan NADH2 ve FADH2 deki H atomlarına ait elektronlar ETSden geçtikten sonra O2 ile birleşir.Bu sırada ATP üretilir ve sonuçta HO2 molekülleri oluşur. Bu devreye Hidrojen yolu reaksiyonları denir.NADH2 üzerinden ETSye giren 2 elektronun O2 ye taşınması sırasında 3 ATP üretilir.Eğer 2 elektron FADH2 üzerinden ETSye katılırsa üretilen enerji miktarı 2 ATPdir.Burada ATP sentezi yükseltgenme ve indirgenme reaksiyonlarıyla sağlandığı için bu devreye ve ATP üretim şekline Oksitatif Fosforilasyon denir.
Oksijenli Solunumda Enerjinin Hesaplanması 
Glikoliz reaksiyonlarında 4 ATP (enzim-substrat düzeyinde),Krebs devrinde 2 ATP (enzim-substrat düzeyinde),ETS de 34 ATP (oksitatif fosforilasyonla) olmak üzereToplam 40 ATPGlikolizde harcanan 2 ATP (aktifleşme enerjisi olarak) ileNet Kazanç: 38 ATP dir.
Oksijenli Solunumun Fermantasyondan Farkları 
Glikoz + 6 O2 6 CO2 + 6 H2O + 38 ATPO2 kullanılır.İnorganik yapıda (CO2 ve H2O) son ürünler oluşur.40 ATP üretilir. (toplam)Mitokondri görev yapar.Canlıların çoğunda gerçekleşir.ETS enzimleri görev yapar.Krebs devri vardır.
Fermantasyonun Oksijenli Solunumdan Farkları 
Glikoz 2 CO2 + 2 Etil Alkol + 2 ATP veya Glikoz 2 Laktik Asit + 2 ATPO2 kullanılmazEtil Alkol, Laktik Asit ve Asetik Asit gibi organik ürünler oluşur.4 ATP üretilir. (Toplam)Tamamı sitoplazmada gerçekleşir.O2 siz solunum yapan az sayıda canlıda ve de O2 nin bulunmadığı veya yetersiz olduğu durumlarda kas hücrelerinde gerçekleşir.
Fermantasyon ve Oksijenli Solunumun Ortak Yönleri 
CO2 oluşumu olabilir.ATP oluşur ve ATP harcanır.Glikoz kullanılır.Enzimler görev yapar.Glikoliz gerçekleşir.

SORUMLULUK SAHİBİ OLAN BİR KİSİ NASİL OLUR ?

İnsanın uyumlu olması, üzerine düşen görevleri yerine getirmesi, kendisinin sebep olduğu olayların sonuçlarını üstlenmesi, başkalarının haklarına saygı göstermesi olarak tanımlayabiliriz.

Sorumluluk sahibi insan; kendi kararlarını verebilen, karar alırken elindeki bilgiler ışığında karar veren, duygusal karalardan kaçınan, bağımsız davranabilen, kendine güvenli, başkalarının haklarını çiğnemeden kendi ihtiyaçlarının karşılayabilen, yaptığı işi sonuna kadar götüren ve yapmakta olduğu bir davranışın sonuçlarına katlanmayı göze alan insandır.

Sorumluluk sahibi olmak kişinin davranışı hakkında sorgulanmayı kabullenebilmesi bu olgunluğu gösterebilmesidir."Henüz bitmedi" ve "henüz bitiremedim" ifadeleri arasında önemli bir fark vardır. Yaptıklarınız ve yapamadıklarınız için sorumluluğu üstlenmeniz karakterli olmanın en önemli işaretidir.

Toplumda büyük çoğunluğun kolaya talip olmak istediğini görebiliriz. Rahat bir iş bulsam, parası da çok olsa, ayrıca benim hizmetimede bakanlar olsa gibi arayışları görebiliriz.

Bir çok köyümüz de baba okutmak, öğrenci okumak istemiyor. Bu çocukları kim sahiplenecek. Zora talip olmak sorumluluğa talip olmak her babayiğidin karı değildir. Sorumsuz insanlar bahanelere sığınırlar, başkalarını ve içinde bulundukları şartları suçlarlar, bütün işleri kendileri yapıyor gözükmek için ellerinden geleni yaparlar. Çok az iş üretir, işlerin yürümesini engeller, anlamamış görünür ve yardıma muhtaç insanı oynarlar. Bahanelerin arkasına saklanarak bilmiyormuş gibi davranırlar. "Bilmiyordum, "Orda değildim," "Zamanım yok," "Benim işim değil ," Napalım ben böyle bir insanım," "Kimse bana söylemedi," "Kimseye zararım yok" ve "Ben sadece emirleri yerine getiriyorum." gibi laflar sarf ederler.

Sorumsuz insanlar hareket etmekte çok yavaş ama şikâyet etmekte çok hızlıdırlar. Sorumsuzluk oldukça bulaşıcı bir hastalıktır.

Şimdi dönüp kendimize bakalım. Ne kadar sorumluluk sahibiyiz, duruma göre değişiyor muyuz yoksa davranışlarımız ile ilgili olarak her zaman sorumluluğumuzu almaya hazır mıyız? Kendimizi işimizde tanımamız için küçük bir test yapalım.

İş arkadaşlarımla düzenli olarak iletişim kurarım, Eğer bir şeyi anlamazsam başkasına sorar, dışardan yardım alırım. Kendi problemlerimi ve işimin şartlarını kabullenirim. Bir hata yaptığımda itiraf ederim. Gelecekte oluşabilecek problemleri ve ihtiyaçları önceden düşünür, gerekli önlemleri alırım. İşimi yapmam için gereken araçları ve koşulları talep ederim. Çalışmalarımı analiz eder, mesleğimin hedeflerine nasıl faydalı olacağını sorgularım. Yaptıklarımı inceler daha fazla ne yapabileceğimi düşünürüm. Davranışlarımın arkasında dururum, gerektiğinde rapor vermeye hazırım. Eleştiriyi kabul ederim ve kendimi geliştirmek için kullanırım. Birlikte çalıştığım tüm insanlar için sorumluluğunu üstlenmek konusunda örnek oluştururum. Sorumsuz bir davranışı hemen kişisine bildiririm.

Yukarıdaki testin ne kadarına evet diyebiliyoruz. Hayır diye verdiğimiz cevaplarımızı kendimize itiraf edip davranışlarımızı tekrar değerlendirmeliyiz. Yoksa işimiz sadece alışkanlığımız mı ?

"Yol işçilerinden sorumlu yönetici bir gün elemanlardan birini çukur kazarken, ikinciyi ise hemen ardından çukura toprak doldururken görür. Şaşkınlık içinde işçiye yaklaşır ve ne yaptıklarını sorar. "10 senedir ne yapıyorsak onu."der adamlardan biri. "Ben çukur açarım, arkadaşım da çukurları doldurur." "Ama bu çok saçma," der yönetici. "Geçen Ocak ayında üçüncü arkadaşımız emekli olana kadar bir anlam ifade ediyordu. Çünkü o benden hemen sonra çukurlara ağaç dikerdi." O arkadaşı siz emekli ettiniz, bizde işimizi yapıyoruz."

Pek çok iş yerinde sayısız insan, boşa zaman geçirir ve işe yaramaz, çukurlar açmak için kaynakları kullanır. Mantığı bir yana bırakarak, düşüncesizce yapılan işler sorumsuzluğun en önemli göstergesidir.

Sorumluluk sahibi olmak, yalnız kendi işinizi yapmaktan daha fazlası demektir. En iyiye ulaşmak ve çalıştığınız organizasyonun gelişmesi için gerekli adımları atmak, gerekli işlere yatırım yapmak demektir. Eğer güncelliğini yitirmiş ya da boşa zaman kaybı olan işler yapmak görevleriniz arasındaysa, bu durumu değiştirmek için adım atmak sizin sorumluluğunuzdur.

Aşağıdaki 3 aktivite arasında ne kadar zaman harcadığımıza bakalım.

1 - Ana görevlerimize ne kadar zaman harcıyoruz? Bunlar iş tanımlarımızda yapmaya mecbur olduğumuz görevler.
2 - Ne sıklıkla işimiz için faydalı olan ama sizden talep edilmeyen ekstra işler yapıyoruz
3 - Sonuç getirmeyen işler, gereksiz telefonlar ve başkalarına dağıtabileceğiniz görevler gibi önemi tartışılır konular üzerinde ne kadar zaman harcıyorsunuz ?

İş yerinizde ana görevlerimizle birlikte ekstra işler için harcadığımız zamanı arttırmalıyız. Aynı zamanda sonuç getirmeyen işlere harcadığımız zamanı azaltmalıyız. Diğer bir deyimle, iş tanımımızı ve kendimizi biraz esnetmeliyiz. Sorunları önceden tespit edip akılcı yollarla çözmeye çalışmalıyız. Problemin nerden geldiği önemli değil, sizin ya da başkasının alanı olabilir. Esas sorulması gereken önemli soru;